Anasayfa   |   Haber Ara   |   Anketler   |   Sitene Ekle   |   RSS Kaynağı  |   Hakkımızda   |   Bize Ulaşın

Arama


Gelişmiş Arama

Dinlerin ve Medeniyetlerin Kesiştiği Kent : MAĞUSA

Okunma  Yazar : MHA Haber
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 4188
Tarih  Tarih : 04 Mart 2012 19:07

Okan Dağlı 7:59am Feb 20
Mağusalı Yazılar (14)

Mağusa: Dinlerin ve Medeniyetlerin Kesiştiği Kent...

Kentin tarihi milattan önce 250 yıllarına kadar dayanır... 2000 küsur yıl da milattan sonrasını eklerseniz yaklaşık 2250 yıllık bir geçmişe sahip Mağusa kenti!
Mağusa deyince kentimizden yaklaşık 900 yıl daha önce kurulan ve 6 km güneyindeki Salamis kentini de unutmamak gerekir. Yunanistan’dan gelen Aka’ların kurduğu ve yer yüzüne çıkarmak için hala daha kazı çalışmalarının devam ettiği Salamis, sonraları Asur, Mısır, Pers, Roma ve de Bizans medeniyetlerine de zaman zaman ev sahipliği yapmıştır.
Milattan 250 yıl önce kadar da Ptolema Krallığı tarafından Mağusa kurulur. Çünkü Salamis, savaşlar ve depremlerden kullanılamaz durumdadır. Mağusa sağlam bir ana kayanın üzerine yerleştirilir. Salamis ve orada yaşayanlar yıllar içinde Mağusa’ya taşınırlar. Bu taşınma VII.Yüzyıla kadar devam eder ve sonunda Salamis terkedilir. Bin yıla yakın Kıbrıs’a başkentlik de yapan Salamis, ‘Constantia’ ve ‘Eski Mağusa’ olarak da anılmaktadır.*
Salamis’te milattan sonra 45 yılında doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olan Barnabas, Kudüs’te eğitimini aldıktan sonra, doğduğu topraklara döner ve Hz.İsa’nın 12 havarisinden biri olarak Hristiyanlığı yaymaya çalışmıştı. Hz.İsa ile beraber olmuş, mezarı bilinen tek havarisi olan St.Barnabas’ın doğduğu, sonra da öldürüldüğü ve gömüldüğü yerde şimdi St.Barnabas Manastırı vardır.

***

Ve Mağusa kurulduktan sonra buradan gelip geçenler...
Doğu Akdenize kıyısı olan yerlerden her dönem kentin misafirleri olmuştur. Kudüs Müslümanların eline geçince, bir ‘Haçlı Seferi’ ile orayı kurtarmaya giden Aslan Yürekli Richard, kızkardeşi ve nişanlısının Kıbrıs’ta esir düşmesi ve onlara Kıbrıstaki İmparator Comenos’un kötü davranması üzerine Kıbrıs’ı alır. Daha sonra Kudüs’ten kaçan ve Kıbrıs’ı almasında kendisine yardım eden Lüzinyanlar’a Kıbrıs’ı kiralar (hibe ettiği de söylenir!). Mağusa’ya yerleşen Guy de Lusignan’la başlayan Lüsinyan hakimiyetindeki süreçte Mağusa 1300’lü yıllarda dünyanın en zengin ticaret merkezlerinden biri olur. Burayı dünyanın en zengin kenti, Mağusalıları en zengin ve varlıklı insanları olarak tanımlayan onlarca gezginin yazılarını okuyabilirsiniz.
Almanya’nın Westphelia eyaletinden Kudüs’e gitmekte olan papaz Ludolf von Suchen, “Mağusa, şehirlerin en zengini ve halkı da tüm insanların en zenginidir. Bir şehirli kızının nişan başlığındaki mücevherler, Fransa şövalyeleri tarafından Fransa Kraliçesinin tüm mücevherlerinden daha da değerli addedilmiştir... Duyulmamış ve inanılmaz değerli taşlardan, altın ve diğer zenginliklerinden ne kadar bahsetsem azdır. Şehirde yaşayan birçok zenginin 100,000 florinden daha fazla parası verdır” der.**
Burayla ticaret yapan ve para kazanan zengin insanlar burayı bir kilise yada ibadet ‘cennetine’ dönüştürürler adeta...
Bizanslılar, Latinler, Yunanlılar, Nasturiler, Maronitler, Süryaniler, Lüzinyanlar, Cenevizliler, Venedikliler, Osmanlılar, Türkler, İngilizler ve daha niceleri gelip geçer Mağusa’dan...
Ayrıca, XVI. Yüzyılda çok farklı dinlerin yanında 11 farklı dilin de konuşulduğu bir kent olur Mağusa... Latince, Ermenice, Süryanice, İtalyanca, Maronitçe, Yunanca, İngilizce, Hintçe, Makedonca (yada Arnavutça), Antik Mısırca ve Fildişi Sahili dillerini konuşan medeniyetlerin ve toplumların insanları kentin çok kültürlü mozaiğine renk katar buralarda...

***

Ve dünyada turizm yükselen bir trend...
Bu turizm içinde inanç turizmi de çok özel bir yer tutyor. Kongre turizmi, sağlık turizmi, gezi ve sportif amaçlı turizmler derken son dönemlerde gelişen inanç turizmi medeniyetler arasında çatışmaların değil barışın ön plana çıkmasında çok büyük bir rol oynamaya başlamıştır.
İnanç turizmi ayni zamanda uluslararasında din, dil, ırk ve ülke farkı gözetmeden insanlar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, böylece dünya barışının sağlanması bakımından önemli siyasal fonksiyonları gerçekleştiren bir niteliğe de sahiptir
Geçmişte toplumları n kendi inançlarını diğerlerine kabul ettirmesi için yapılan savaşların yaşandığı günlerden bugünlere geldik. Gerek Kıbrıs, ama özellikle Mağusa çok kültürlü yapısıyla, muazzam anıtsal ve dinsel öğeleri ile beraber dinler ve medeniyetler arasında yumuşama, uzlaşma ve barış ortamının yaratılıp, yaşatılacağı yer olmalıdır. Kiliselerinden başlayacak olursak;
Katoliklerin St.Nicholas’ı,
Nasturilerin Ay.Xerinos’u,
Maronitlerin St.Ann’ı,
Süryanilerin Tanners’i,
Ermenilerin St.Mary’si,
Bizanslıların St.Zoni, St. Nikolaos ve St.Simeon’u,
Latinlerin St.George ve St.Francis’i
Yunanlıların St. George Greek’i,
İspanyolların St.Dominik’i,
Suriyelilerin St.Peter&St.Paul’u
Katolik Rahibeler’in Ayios Photou’su (St.Clara),
Osmanlıların St.Nicholas kilisesinden camiye dönüştürdükleri, dünyanın tek Gotik tarzında minaresi ve camisi olan Lala Mustafa Paşa’sı ve Hamamları (Kertikli, Kızıl ve Cafer Paşa Hamamları),
Venediklilerin Surları, Martinengo Burcu, Sea ve Land Gate’leri,
Venediklilerin yapıp, İngilizlerin en büyük edebi eserlerinden birinin geçtiği mekan olan Othello’su,
Aka, Asur, Mısır, Pers, Roma ve Bizans medeniyetlerinin kenti Salamis’i,
Ve tüm Hristiyan Dünyasının St.Barnabas’ı derken, Mağusa’dan gelip geçenlerin kiliselerini, camilerini ve dünya kültür mirasına hediye ettikleri anıtsal yapılarını saymakla bitiremeyiz.
Bu yapıların birçoğu ilk günkü gibi dimdik ayakta durmaktadır. Bir kısmı asırlar öncesinin savaşlarına, depremlerine yenik düşmüş de olsa hala daha heybetli günlerinin izlerini taşımaya devam etmektedir.
Bu anıtsal değerler, sadece dini yönden önemi bulunan ve büyük oranda ziyaret edilebilecek yerler olması yanında sanat tarihi açısından önemli olan veya mimari özelliği nedeniyle türünün ilginç örneklerinden olup, bu mekanları yaratan toplumların veya medeniyetlerin oralara aidiyet duygularının da devamında rol üstlenebilirler.
Yılda yaklaşık 300 milyon kişiye hitap eden ve 18 milyarlık bir bütçe içeren inanç turizmi ile karşı karşıyayız.
Dünya İnanç Turizmi Birliği (WRTA) Başkanı Kevin J. Wright, harcanabilir gelir kalemindeki artış, görece ucuz yolculuk maliyetleri ve bir hedefe yönelik rotaları keşfetme isteği, gerek geleneksel gerekse az bilinen yerlerdeki inanç merkezlerine ilginin artmasından bahsetmektedir.
İnanç turizmi uzmanlarından David Gitlitz, “Çağdaş hacılar, ‘insanların kutsallıkla birleştikleri noktalarda’ dualarının daha büyük bir anlam kazanacağını hissettikleri yerleri arıyor” demektedir.***

***

Mağusa, 1974 öncesi Maraş ile beraber adadaki tüm turistik faaliyetlerin ve konaklamalarının %50’sine ev sahipliği yapıyordu.
Halbuki şimdilerde savaş sonrasında, her türlü yıkımın yaşandığı ve terkedilmişliği yaşayan yer oldu kentimiz...
O yılların yarattığı statüko ile bugünlere gelişimiz, Mağusa’yı turizmden gittikçe uzaklaştırdı. Son yıllarda neredeyse günübirlik birkaç saatliğine gelip geçen turistlerin dışında hiç turist alamadık Mağusa’ya...
Mağusa, tarihi ve kültürel birikimi ile, belki de UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesinde (World Herritage List) başı çekecek bir kent olması gerekirken, Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlükle beraber Kuzey Kıbrıs’ı yönetenlerin vizyonsuzluğu, Mağusa’yı dünya turziminde ‘ofsayta’ düşürmüş ve turistik faaliyetlerden dışlanmış bir kent durumuna sokmuştur.
Mağusa, turizm yatırımı açısından artık esamesi okunmayan bir bölgedir. Burada 1974’te Kıbrıslı Rumlardan kalan ve şu anda isimleri ‘casino ve kumar’ turizmleri ile anılan 2 yapının dışında herhangi bir otele rastlamak mümkün değildir.
Karpaz ve özellikle Bafra bölgesi, oraya bağlanan yeni yollarla beraber turizmde bölgenin liderliğine oynuyor. Ama oraları de öncelikli olarak yukarıda bahsettiğim turizm faaliyetine hizmet vermektedir. Gelenlerin Karpazın doğası, tarihi ve kültürel dokusuyla bir ilgileri olmadığı gibi, buralardaki turizm faaliyetinin de bölgeye ciddi bir katkı yapmadığı gün gibi açıktır.
Mağusa, geçmişte tüm Kıbrıs’ın 2. büyük kenti ve ekonomik döngüsüne sahipken şimdilerde sadece Kuzey Kıb rıs’ın nüfus yoğunluğu olarak 3. büyük kenti durumuna düşmüş, ekonomisinde ciddi bir gerileme yaşamıştır. Mağusa kenti, taşıdığı kültürel mirası ve zenginliğini de zaman aşımına ve Akdenizin köpüklü dalgalarına bırakmış durumdadır.
Mağusa Belediyesi, AB ve UNDP gibi kurumların ‘suni solunumla’ yaşatmaya çalıştığı, geçmişte sayısız medeniyetlere ve çeşitli dinlere (özellikle üç semavi din yani tek tanrılı dinler olan Müslümanlık, Hristiyanlık ve Museviliğe) ev sahipliği yapmıştır.
Bu dinlerin ve medeniyetlerin değerlerini, tüm zenginliği ile içinde barındırmış bir kentin bu derece atıl kalmasına hiçbirimizin gönlü razı olmamaktadır.

* Excerpta Cypria’dan Mağusa Yazıları. SAMTAY Yayınları
** Hellenic Bank: Anıtlar ve Anılar: Gazi Mağusa, Doğu Akdeniz’in Limanı
***NTV MSNBC


Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

Dinlerin ve Medeniyetlerin Kesiştiği Kent : MAĞUSA MHA Haber
MHA Haber

Son Dakika Haberleri

© 2011 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi