ÖZERSAY, “KISIR BİR SÜRECE HAPSOLMAMAK İÇİN DOĞAL GAZ PAYLAŞIM MÜZAKERESİYLE BAŞLAMALIYIZ”

ÖZERSAY, “KISIR BİR SÜRECE HAPSOLMAMAK İÇİN DOĞAL GAZ PAYLAŞIM MÜZAKERESİYLE BAŞLAMALIYIZ”

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, “Kıbrıs’ta mevcut şartlar değişmeden, Rum tarafı yönetimi ve zenginliği paylaşmaya hazır hale gelmedikçe paylaşmaya dayalı federal bir ortaklığı müzakereye oturmak masaya bu halkı hapsetmek anlamına gelir. Kısır bir sürece hapsolmamak için doğal gaz paylaşım müzakeresiyle başlamalıyız. Doğal gaz konusunda işbirliği temelli bir diyalog süreciyle Rum liderliğinin samimiyet testine tabi tutulması şarttır. Özetle, kısır müzakere süreçlerine kaldığı yerden devam etmek artık mümkün değildir, yeni bir çerçeve belirlenip siyasi diyalog buna göre devam ettirilmelidir”
Kudret Özersay, 2017’de çöken müzakerelerin ardından ada içinde ve bölgede olanları gözardı ederek, gayri resmi görüşmelerle bir süreç varmış gibi göstermenin statükonun muhafazasına ve Rum tarafının gerginlik politikasının saklanmasına bir araç olacağını ifade ederek “eğer Kıbrıs adasının geleceğine dair sağlıklı bir durum yaratılmak isteniyorsa özellikle doğal kaynakların paylaşılması konusunda Rum tarafının işbirliği ve diyalog iradesini göstermesi sağlanmalıdır” dedi.
Bakan Özersay’ın, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, 75. Dönem Genel Kurulu açılışı vesilesiyle 16 Eylül 2020 tarihinde New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlemiş olduğu basın toplantısında, Kıbrıs sorununa ilişkin yöneltilen soruya karşılık Guterres’in yanıtına dair açıklaması:
“Guterres cevabında, müzakerelerin yeniden başlatılabilmesi için yapılacak diplomatik girişimler konusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasını bekleme yönünde bir görüş birliği olduğunu ifadeyle, seçimlerin ardından adadaki iki taraf ve Garantör ülkelerin katılımıyla 5’li bir toplantı yapma ve iki liderle yeniden diyalog başlatma niyetinde olduğunu da belirterek, seçimlere kadar olan süre içinde ise adadaki iki taraf arasında Güven Artırıcı Önlemlerin geliştirilmesinin önemli olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türk Tarafı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de öngördüğü üzere diyalog ve Güven Artırıcı Önlemlerin uygulamasına her zaman hazır olmuştur. Ancak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu çağrıyı yaparken Güney Kıbrıs Rum yönetiminin yıllardır gerek müzakereler, gerekse Güven Artırıcı Önlemler gibi konularda izlediği uzlaşmaz tavırları gözardı etmemesi ve bunları açık etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, bir kez daha ne müzakerelere ilişkin diyalog ne de Güven Yaratıcı Önlemler konusunda başarılı bir sonuca gitmek mümkün olacaktır.
Hatırlanacağı üzere, 2017 yılında Crans Montana’da gerçekleştirilen son müzakere sürecinin Kıbrıs Rum tarafının maksimalist talepleri nedeniyle çökmesinin ardından, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri iki tarafı biraraya getirebilmek için yeni bir girişim başlatarak, referans şartları belgesi düzenleme egzersizini başlatmıştı. Bu egzersiz kapsamında, adanın geleceğine dair ortak bir anlayışı benimsemeyen Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tavırları nedeniyle bugüne kadar somut bir gelişme elde edilememiştir. Tam aksine Kıbrıs Rum yönetimi masada sergilediği uzlaşmaz ve maksimalist tavırlar yanında, silahlanma faaliyetlerini ve ada çevresinde Kıbrıslı Türklerin hakları hilafına tek taraflı ve gayrı yasal olarak devam ettirdiği hidrokarbon arama çalışmalarını gün geçtikçe yoğunlaştırmaktadır.
Kıbrıs Türk tarafının 2011, 2012 ve son olarak 2019 yılında, hidrokarbon arama çalışmaları konusunda işbirliği yapılmasına ilişkin Kıbrıs Rum tarafına yapıcı öneriler sunduğu Birleşmiş Milletler nezdinde kayda geçirilmişken, bu noktada Birleşmiş Milletlerden beklentimiz iki tarafın bu konuda işbirliği yapmalarının ileriye götürülmesi için çaba sarfedilmesiydi. Ancak, Birleşmiş Milletler böyle bir işbirliğinin gerçekleşebilmesi için gerekli somut çağrıları yapmakta ve adımları atmakta yazık ki imtina etmiştir. Böylelikle bu dönemde Kıbrıs Rum tarafı hem hidrokarbon arama çalışmalarına hız kesmeden devam etmiş hem de adaya yabancı güçlerin davet edilmesine hatta savaş uçakları konuşlandırılmasına kadar giden kışkırtıcı ve düşmanca faaliyetlerini artırmıştır.
Kıbrıs Rum tarafının tüm adanın sahibiymiş gibi sergilediği bu provokatif tavırlarına Birleşmiş Milletler ve uluslararası kamuoyu tarafından herhangi bir tepki verilmemesi, adada ve bölgedeki barış ve istikrarın tehdit edilmesine sebebiyet vermiş, Rum tarafının uzlaşmaz ve düşmanca tavrını cesaretlendirmiştir. Dahası, Kıbrıs Rum tarafının yine son dönemde Adadaki iki halkın karşılıklı geçişlerde kullandıkları sınır kapılarının yanına 187 ağır silah mevzisi yerleştirmesi de iki halkın güvenlik ve huzur içinde günlük hayatlarını sürdürmelerini etkileyecek olumsuz bir gelişme olmuştur.
Kıbrıs sorununa 52 yıldır çözüm bulunamamış olmasının sebebi, Kıbrıs Rum tarafının adanın yönetim ve zenginliğini Kıbrıs Türk tarafı ile paylaşmak istememesinden kaynaklandığı artık açıkça ortadadır. Keza, dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan da, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün, Kıbrıs Rum tarafının sahip olduğu “güç ve zenginliği paylaşmak istememesinden” kaynaklandığını raporlamıştı.
Gelinen noktada, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını hiçe sayan uzlaşmaz, kışkırtıcı ve düşmanca faaliyetlerine rağmen, uluslararası toplumun bu olumsuz gelişmelere kayıtsız kalması sadece ve sadece statükonun kabul edilmez olan muhafazasına ve hem ada, hem de bölgedeki gerginliğin daha da artmasına neden olacaktır.
Birleşmiş Milletler, eğer gerçekten Kıbrıs sorununa çözüm bulma yönünde çaba sarfetme isteğinde samimi ise, öncelikle Kıbrıs Rum tarafının iki halka ait olduğu tüm uluslararası toplum tarafından kabul edilen ada etrafındaki hidrokarbon kaynaklarına ilişkin tek yanlı ve gayrı yasal faaliyetleri ile provokatif silahlanma ve benzeri askeri aktivitelerini sineye çekmemesi gerekmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin daha fazla zaman kaybetmeden Güney Kıbrıs Rum yönetimine adadaki hidrokarbon kaynaklarının eşit ortağı olan Kıbrıs Türk tarafıyla bu kaynaklara ilişkin ve ayrıca adadaki iki halkın günlük hayatlarını etkileyecek konularda işbirliği yapması yönünde telkinde bulunması, girişim başlatması elzemdir.
Kıbrıs Türk tarafı, hidrokarbon kaynakları dahil, tüm adayı ilgilendiren meselelerin işbirliği, diplomasi ve diyalog yolu ile çözülmesini savunmaya devam edecektir.”

Yorumunuz

Paylaş

Önceki Haber

ÖZERSAY’DAN POMPEO VE ESPER’E MEKTUP

Sonraki Haber

DAÜ MEZUNU SHAHAB ANBARJAFARİ’DEN 3 ÖĞRENCİYE BURS DESTEĞİ

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Kopiyalamak Yasakdır !!